İlk Karne
28 Oca 2011 Yorum yapın
Karne ile ilk tanışma anaokulunda veya 1 sınıfta gerçekleşir..Anaokulunda,birinci sınıfta elinde karnesiyle eve gelen çocuk sevinçlidir.İçinde neler yazdığının onun için hiç önemi yoktur.Okuldan ona üstünde kendi resmi olan veya ismi yazılı bir kağıt vermişlerdir.Ona özeldir eve götürecektir.Bu onu mutlu etmeye yeter .Başkasının karnesine bakmak aklının ucundan bile geçmez.Eve sallaya sallaya sevinçle getirdiği kağıdın psikolojisini bozabileceğini hiç tahmin edemez doğrusu …
Karne; çocuğunun kazanması gereken hedeflere ne kadar ulaştığını belirten bir kağıttır.Velilere de çocukları ile geçirecekleri nitelikli zamanın içinde nelere daha ağırlık vermesi gerektiğinin ipuçlarını verir.
Bir de evde neler olur ona bakalım.
Karneyi eline alan ebeveyn ‘’ Niye matematik 4’’ diye sorar. Anaokulunda ise ‘’sen saymayı bilmiyor musun da burada asık surat var’’Karneyi gören tüm yetişkinler ağız birliği yapıp aynı şeyi sorarlar çocuğa…Çocuk da doğal olarak karnede yazılı olan diğer notların görünmez olduğunu düşünmeye başlar.Yetişkinler bilmez mi ki çocuk ‘’Benim sözelim daha kuvvetli ‘’ ‘’Babamın da matematiği iyi değilmiş’’ ‘’Bende dikkat eksikliği var ‘’ diyemez …Her bir ”neden” sorusu onun psikolojisini bozmaya bir adımdır sanki…
Sonra savunma mekanizması çalışmaya başlar ‘Ben yapıyorum ama öğretmenim beni görmüyor ,beni sevmiyor ondan.’’
Anne baba da savunma mekanizmasını çalıştırır… Bu arada çevredeki çocukların karnelerini incelenir … ’’Ahmet’e 5 vermiş bizimkinin ondan ne eksiği var.’’Bunlar daha küçük öğretmenin, hepsine 5 vermesi lazımdı’’Oy birliği ile karar verilir ‘’Öğretmen 5 vermedi şevki kırıldı, psikolojisi bozuldu’’…
Sevgili anne , baba, babaanne , anneanne, dede…. acaba çocuğun psikolojisini bozan ne …
SORUN ÇÖZMEK
20 Oca 2011 Yorum yapın
Eskiden okulda yaşadığımız sorunların çoğunu anne ve babamıza iletmeden önce çözmeye çalışırdık. Çünkü bilirdik ki; anne ve babamız, ilettiğimiz her sorunda; bizim de payımız olduğunu bilirdi. Bu nedenle sorun ilettiğimizde önce biz, güzel bir azar işitirdik …
Ya şimdi…
Çocuk anaokulundan eve geldiğinde “Bana meyve suyu vermediler” diye annesine şikayet ediyor.
Anne hemen okulu arayıp (saat önemli değil, konudan haberi olmayan müdüre ya da kahvaltı saatinde sınıfta olmayan öğretmene cep telefonundan ulaşıp) çocuğun yanında “Siz benim çocuğuma nasıl meyve suyu vermezsiniz” diye verip veriştiriyor.
Ertesi gün okul da (vermeyi unutmuş ya ) kendini suçlu hissedip meyve suyu dağıtımına ilk dün unutulan çocuktan başlıyor.
Şimdi gelelim psikolojilere;
Çocuk bakıyor ki; annesine şikayet edince, ilk meyve suyu kendisine geliyor. Kendisini prenses gibi hissediyor ve annesinin gücüne hayran kalıyor. Annem okuldan daha üstün diye düşünüyor. Okul 30 çocuğa dağıtım yaparken unutmuş veya atlamış ama bunu savunamayacağı için, ertesi gün ilk çocuktan başlıyor hatta resimlerini de çekip web sayfalarına koyuyor.
Anne de çocuğun hakkını koruduğu için mutlu…
Ortada sorun yok herkes mutlu….
Öyle mi acaba? Doğru kazanımlar alındı mı bu olaydan?
Bir de olaya şöyle bakalım..
Çocuk okuldan eve geldiğinde annesine “Bana meyve suyu vermediler” dedi. Anne (Benim çocuğuma nasıl meyve suyu vermezler dünya kadar para veriyorum) duygusunu içinden geçirse bile sakin bir şekilde…
- Daha önce hiç vermedikleri oldu mu?
- Hayır
- Bu gün sence neden vermediler? (Bu soruyu çok severim çocuk her zaman eteğindeki taşları döker) Ahmet’e vurdum ondan mı acaba?
- Vurmak güzel bir davranış değil.Ama ondan vermediklerini sanmıyorum. Başka ne olabilir?
- Beni sevmiyorlar.
- Yok bu da olamaz . O zaman diğer günler de vermezlerdi? Peki sen bana meyva suyu gelmedi diye söyledin mi? – Hayır
- O zaman unutmuş olabilirler mi?
- Evet unuttular…(Çocuk arkadaşına vurduğu ve kendisini sevmediklerini düşündüğü için unutmuş olmaları alternatifini sevinçle kabul eder)
- O zaman ben de şimdi unutmadan sana bir meyve suyu vereyim birlikte içelim. Eğer okulda tekrar unuturlarsa SEN DE İSTEMEYİ UNUTMA…Anne ertesi gün okula telefon açıp olayı anlatır, çocuğun kendini toplum içinde rahat ifade edebilmesi için gelecek günler içinde tekrar böyle bir unutma olayı organize etmelerini ister. Kendi sorununu kendi çözecek mi , isteyecek mi beni de bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim der.
Okul; anlayışından ve yaklaşımından dolayı anneyi tebrik eder. Arada böyle ufak tefek yanlışlar yapıldığında velilerin “Size dünya kadar para veriyorum, siz çocuğumdan bir meyve suyunu esirgiyorsunuz. Ağlaya ağlaya geldi psikolojisi bozuldu” diye tavır koyduklarını anlatır.
Meyve suyu bir simgedir aslında. Okuldaki sorunları çocukları için çözen anne babalar unutmasınlar: Onlara iyilik yapmıyorsunuz, sadece sorunları öteliyorsunuz .
Çocuğun sorununu çözmek yerine; çocuğa sorun çözmesini öğretmeliyiz…
Ben Minicik Bir Bebektim1- 2
22 Kas 2010 Yorum yapın
Renkler
2-5 Yaş İçin
Aytül Akal /Uçanbalık Yayınları / Bana Okuyun Dizisi
Ben Minicik Bir Bebektim 1
Şekiller ve Kavramlar
2-5 Yaş İçin
Aytül Akal/Uçanbalık Yayınları / Bana Okuyun Dizisi
“Ben Minicik Bir Bebektim-2″ öyküsünde Aytül Akal, okul öncesi dönemindeki çocukları şekiller ve kavramlarla hayal gücünün sonsuzluğuna taşıyor. Renkleri ve sayıları çocuklara hoş bir öyküyle anlattığı Ben Minicik Bir Bebektim-1 kitabından sonra, Aytül Akal, bu ikinci kitabıyla, okul öncesi eğitime katkıda bulunuyor. -Ayşen Özenç-
Bebeğe kitap okumanın kuralı
17 Kas 2010 Yorum yapın
Ankara- Çocuk ve gençlik kitapları yazarları Aytül Akal, Çiğdem Gündeş, Mavisel Yener ve Nilay Yılmaz’ın hazırladıkları rehber anne babaların çocuklarına okuyacakları kitaplarla ilgili pek çok sorusuna yanıt veriyor. Pedagojik açıdan İzmir Okulöncesi Eğitim Kurumları ve Etüt Merkezi Derneği Başkanı Ayşen Özgenç ve Nilgün Hekimoğlu’nca desteklenen rehber, Milli Eğitim Bakanlığının destek vermesi halinde Türkiye’deki pek çok anneye de ücretsiz dağıtılacak.
Bebeklere kitap okumanın duygusal ve düşünsel gelişimlerine ne denli önemli bir katkısı olduğunun vurgulandığı rehberde, kitapları seçerken dikkat edilmesi gereken hususlara yer veriliyor.
Kitapların bebekle anne ya da baba arasında sağlıklı bir iletişim kurmak için en temel araçlardan biri olduğu anlatılan rehberde, bebeklerin dil becerilerinin gelişmesinde de kitapların çok büyük bir rolü olduğu vurgulandı.
Kitapların bebeklerin sadece ağladıklarında ya da uykuları geldiğinde değil sakin oldukları bir zamanda da okunması gerektiği belirtilen rehberde, bebeğin fiziki ihtiyaçları giderildiğinde anne-baba ve çocuğun birlikte okuma saati belirlenmesi öneriliyor. Uzmanlar bu tür uygulamaların aile içi iletişimin kurulmasında ve sevgi bağının hissettirilmesinde önemli rol oynadığına işaret ediyor.
İyi yazılmış, resimlenmiş ve basılmış olan kitapların çocuğun başarılı ve hedeflerine ulaşabilen bir insan olarak yetişmesini sağladığı vurgulanan rehberde, çocukların sosyal ilişkilerinden başarılı olması, sanat duyarlılığı kazanması, toplu yaşam kurallarını benimsemesi, doğayı algılaması, yaratıcı yönlerini ortaya çıkarması, sesini doğru kullanabilmesi ve seçimlerine kendisi yapabilen bir birey olabilmesinin en önemli aracı olarak kitaplar gösteriliyor.
Çocuklara nasıl okuma alışkanlığı kazandırılır?
Rehberde, çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak için işe yaradığı kanıtlanmış yöntemler de sıralanıyor. Buna göre; anne babaların çocuklarına daha bebekken kitap okumaları, kitaba dokunmasını sağlamaları gerekiyor.
Çocukların kitaplarını koyabilecekleri ve her istediklerinde erişebilecekleri bir kitaplık yapmanın da okuma alışkanlığı kazandırdığı ifade edilen rehberde, çocukların anne babaları okurken görmesinin de önemli olduğu belirtildi. Rehberde yer alan diğer yöntemler şöyle:
”-Uyku saatinin başlangıcını mutlaka çocuğunuza okumaya ayırın. Ona kendi seçimlerinizi dayatmayın, hangi kitabı istiyorsa onu okuyun
-Çocuğunuzla kitapçılara gidin ve kitapları incelemesine, seçmesine fırsat verin.
-İstediği zaman çocuğunuzun kitabını size anlatmasına izin verin. Anlattıklarını düzeltmeye çalışmayın, sadece dinleyin
-Uzun yolculuklarda yanınızda birkaç kitap bulundurun
-Çocuğunuza kitap okurken başka işlerle uğraşmayın
-Çocuklara gülmece ögeleri taşıyan ve gündelik yaşamı konu edinen öykü ve masallar seçin
-Kitap fuarlarına çocuklarınızı da götürün ve sevdiği bir yazarla tanışma fırsatı bulmaya çalışın
-Çocuğunuzla kütüphaneye gidin
-İlgisini çekebilecek bir dergiye abone olun
-Çocuğunuzla birlikte bir kitap ayracı tasarlayın
-Gideceğiniz yerleri çocuğunuzla haritadan inceleyin.”
Yaş gruplarına göre etkili okuma yöntemleri
Ninniler, ezgili tekerlemeler ve sevgi dolu sözcüklerle bebeklere kitap okuma alışkanlığı kazandırılabileceği belirtilen rehberde, 0-1 yaş arası çocuklar için ana renklerin yer aldığı, kumaştan veya özel malzemeden yapılmış, bebeğin ağzına sokması halinde yırtılmayan, sudan etkilenmeyen, mümkünse ses çıkarabilen ve bebeğin elinde tutabileceği büyüklükte kitaplar seçilmesi tavsiye ediliyor.
1-2 yaş arası çocuklar için ise sözcük dağarcığının gelişmesi ve nesnelerin algılanması amacıyla ”nesne kartları”nın kullanılması önerilen rehberde, 2 yaşına yaklaşan çocuklar için okunan öykülerin hareketli ve kısa olması gerektiği belirtiliyor. Hayvan sesi çıkararak, el çırparak, çocuğun okuma eylemine katılmasının sağlanması gerektiği ifade edilen rehberde, birlikte kitaba bakarken çocuğun kucağa alınması ya da saçlarının okşanması gibi sevgi ifadelerinde bulunmanın önemi vurgulanıyor.
2-3 yaş arasındaki çocuklar için onun bildiği hayvanlar ve eylemleri barındıran masal ve öykülerin okunması gerektiği kaydedilen rehberde, bu yaştaki çocuklar için her sayfada az sözcüklü cümleden oluşan bir satırlık yazı ve kalan kısımlarında resimlerin olduğu kitapların tercih edilmesi öneriliyor.
3 yaşından büyük çocuklar için de bilmece, kısa şiir ve masallar okunabileceği belirtilen rehberde, okunacak kitabın çocuk tarafından seçilmesinin önemi vurgulanıyor. Rehberde, kitaptaki önsöz ve yazara ait bilgilerin de çocukla paylaşılması gerektiği ifade ediliyor.
”Şiddet içerikli kitapları okumayın”
Çocuklara okunacak kitapların yanında okunmayacak kitaplar da bulunduğu kaydedilen rehberde, şiddet içeren kitapların asla çocuklara okunmaması gerektiği vurgulanıyor. Rehberde ayrıca çocukların yaş gruplarına uygun kitapların seçilmemesi halinde sıkılacakları belirtiliyor.
Rehberde, otobüste, havuz ya da deniz kenarlarında, parkta, akşam yemeklerinde, doktor randevularında, gezilerde hem kitap okumanın hem de okuduğu bir kitabı anlattırmanın çocukların gelişimi açısından önemli olduğu kaydediliyor.
Yaratıcı olmak mı? Seyirci kalmak mı?
17 Kas 2010 Yorum yapın
Hepimiz zaman zaman çocuğumuz yemek yesin, sussun ya da bizim istediğimizi yapsın diye ödüller vermişizdir.
Bir çikolata,bir balon,
bir ciklet,bir şeker…
Yaş ilerledikçe bu ödüller de büyür.
Şöyle bir düşünün …Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun onu mutlu edecek bir ödül, hediye ne olur?
Bulablldiniz mi?
Bulduğunuz şeyler çocuğunuzun yaşına ne kadar uygun onu da bir düşünün …
Çocuk doğar doğmaz bir oyuncak dükkanına düşmüş gibi bir odaya gözlerini açar. Biraz biraz ayaklandığında en sevdiği yer mutfak olur. Sizin dünya kadar paralar verip aldığınız oyuncaklar odada bekler… O mutfaktaki tahta kaşıkları tencere üzerine vurmayı daha sever. Halbuki sizin aldığınız pilli kendi kendine davul çalan ayıcık buna benzer sesleri çıkarmaktadır.
Arada ki fark ne ? Bir düşünün…
Birincisinde eylemin içinde ve yaratıcısı…
İkincisinde seyirci…
Özgür Çocuk
15 Kas 2010 2 Yorum
Biz çocuğumuzu özgür yetiştiriyoruz… Özgürlük ve Demokrasi nedir?
Bu gün ailecek dışarıda yemek yiyorduk. Yan masamıza beş yaşında bir çocuğu olan bir aile geldi. Anne baba masaya otıurdu. Çocuk ‘ben burayı istemiyorum’ dedi. Anne baba da hiç ses yok. Çocuk gitti başka bir masaya oturdu.
Uzaktan merakla izliyorum neler olacak diye..
Garson sipariş almak için masaya geldi. Anne diğer masada oturan çocuğuna seslendi.’’Köfte mi ? Döner mi?’’ diye .
Tamam dedim anne baba karalı, ama bu düşüncem sadece 1 dakika sürdü.
Anne baba kalktı, çocuğun oturduğu masaya geçtiler. Çocuk, fıçı şeklindeki peçeteliği göstererek “Ben bunu sevdim’’ dedi. Anne baba duymadı bile…
Herkes memnun ve mutlu mu evet…O zaman sorun ne diyeceksiniz?
Satır aralarında neler var bakalım isterseniz?
Çocuk büyük ihtimalle ilgi çekmeye çalışıyordu…
Başarılı oldu mu? Hayır. …
Anne baba onun isteğini yapmakla ilgi gösterdiklerini çocuğu mutlu ettiğini düşünmekte…
Nasıl mı Olmalıydı?
Çocuktan gelen tepkiyi cevaplandırmalıydılar…
‘’Bizde bu masa da oturmak istiyoruz’’
Verilen mesaj: Senin seçme hakkın olduğu gibi başkalarının da seçme hakkı var.
‘’Sen neden bu masa da oturmak istemiyorsun.’’
Verilen mesaj: Ben, sen ve duygularınla ilgileniyorum
Çocuk belki o zaman anne babanın masaya oturduklarında söylediği fıçı peçetelikten bahsedebilirdi…
O zaman da anne baba ‘’Garson abiden izin alalım bizim masaya koyabilir miyiz diye soralım’’ diyebilirdi.
Verilen mesaj ‘’Her yerin kendine göre kuralı ve düzeni vardır‘’ .Bu diyalogdan sonra anne babanın seçtiği masa çocuğun seçtiği fıçı peçelik ile daha mutlu bir yemek yenilebilirdi…
İyi bir anne ,iyi bir baba mıyım?
29 Eki 2010 Yorum yapın
* Siz, her sabah çocuğunuzu günaydın diyerek uyandırıp,okuldan geldiğinde sevgiyle kucaklıyorsunuz.
* Siz, çocuğunuzun her sorduğu soruyu önemseyip,yaşına uygun bir biçimde açıklıyorsunuz.
* Siz, evetlerinizi değerli kılabilmek için,gerektiği yerlerde hayır diyebiliyorsunuz.
* Siz,şiddeti hiç sevmiyorsunuz.
* Siz,çocuğunuz için özel zaman ayırabiliyorsunuz.
* Siz,çocuğunuzun en ufak başarısını bile görüp onu yüreklendiriyorsunuz.
* Siz,çocuğunuzu başka çocuklar ile kıyaslamıyorsunuz
* Siz,gerektiğinde çocuğunuzun sorunlarını uzmanlarla paylaşabiliyorsunuz
* Siz,yaşamayı seviyorsunuz.
* Siz,hoşgörünüz ve dürüstlüğünüzle çocuğunuz için iyi bir örnek teşkil ediyorsunuz
* Siz,çocuğunuzun kişilik ve zihinsel gelişiminin en önemli kısmının 0-6 yaş arasında oluştuğunu biliyor ve bu konuda elinizden geleni yapıyorsunuz.
* Siz,aile içindeki kararlarınıza çocuğunuzu da ortak ediyorsunuz.
* Siz,çocuğunuz için buradasınız ve;
* Sizler iyi bir anne,iyi bir babasınız.
![5FF468CD1C9E3A4E8E327A23r[1]](http://aysenozenc.files.wordpress.com/2011/01/5ff468cd1c9e3a4e8e327a23r1.jpg?w=300&h=162)





